29 Eylül 2012 Cumartesi

DONDURMALI İRMİK HELVASI


İrmik helvasını bir süre önce bir de bu şekilde denedim.İçine bir güzel maraş dondurması koyup üzerine de çikolata sos dökerek onu iyice kalori bombardımanı yaptım =)
 


Kabul ediyorum çikolata sos artık fazla kaçtı illa süslemek isterseniz tarçın ya da antep fıstığı gibi daha masum şeyler kullanabilirsiniz.
 
Nasıl yaptığıma gelince irmik helvamın tarifini daha önceden hatta bloğumun ilk yayınında burada vermiştim.Şimdilik yapılış aşamalarının da fotoğraflarını eklemek istedim.

 
 
Helvanızı yaptıktan sonra biraz ılıması servise hazırlamanız için yeterli.Önce küçük bir kasenin içini streç film ile kaplayıp uçlarını dışarıda bırakın ve içine irmik helvasını koyup ortasını çukurlaştırarak dondurmanızı da buraya yerleştirin ve dondurmanın da üstüne tekrar irmik helvası koyarak iyice bastırıp düzeltin ve kasenizi bir tabağa ters çevirin.Streç film bu aşamada helvayı kaseye yapışmadan rahatlıkla tabağa almanızı sağlayacaktır.Sonra da süsleyip hemen servis yapın yoksa benimkisi gibi birazcık bekletseniz bile dondurma helvanın arasından kaçak yapıverecektir...

27 Eylül 2012 Perşembe

TAVADA PANGA FİLETO

Hafta sonu denediğimiz bir şeyden bahsetmek istedim bugün.Daha önce Mine Ablam'da sıklıkla yediğimiz ve çok beğendiğimiz bu balığı bir de kendimiz alıp denedik.
 
Balık Panga Balığı...Vietnam'dan ithal ediliyor, fileto olarak hazırlanmış vaziyette donmuş ürünler bölümünde Metro Market'lerde satılıyor.Tamamen kılçığından ayıklanmış bu balığı evde kendimiz bir sos hazırlayıp yağda kızartıp börek misali yiyoruz.Balık yağsız bir balık olduğundan tavada kızartınca lezzeti dengeliyor kendini ve gayet pratik bir yemek oluyor.Merak edenler için tarifim...
 
 
 
Malzemeler:
  • Panga balığı (Kişi başı bir fileto yeterli oluyor özellikle de yanında çorba gibi yardımcı bir yemek varsa)
  • Kızartmak için bol sıvı yağ
  • Bulamak için un
Sos malzemeleri:
Verdiğim sos ölçüleri 5-6 panga fileto için rahatlıkla yeterli gelecektir.
  • 1 su bardağı un
  • 1 şişe sade soda
  • 1 yumurta
  • Tuz
  •  
 
Yapılışı: Öncelikle buzluktaki balığınızı önceden dışarı çıkartmış ve çözdürmüş olmanız gerekiyor.Daha sonra sos malzemelerimizi karıştırarak bulamaç kıvamındaki sosumuzu hazırlayalım ve ayrıca bir tabağımıza da sade un hazırlayalım.Balıklarımızı önce sade una sonra hazırladığımız sosa en sonunda da tekrar sade una bulayıp bol yağda iyice kızarana kadar kızartalım.Afiyet olsun...

15 Eylül 2012 Cumartesi

FIRINDA IZGARA ÇİPURA

Balığı fırının ızgara telinde pişirmeyi deneyen var mı? Biz geçtiğimiz hafta sonu denedik güzel de oldu.Daha önceden burada balığı poşette buğulama gibi pişirerek yapılan bir tarif vermiştim.Bir de balığı ızgara havasında yemek istedik ve ızgara makinemiz olmayınca bu yöntemi denedik.
 
 
Edindiğim tecrübeyi şu şekilde paylaşabilirim ki kızartmaya göre çok daha az koku çıkıyor fakat poşette pişirmeye göre biraz daha kokulu ve kirletici bir işlem oluyor ama lezzeti gayet yerinde oluyor.Zaten çipurayı kızartma düşünemiyorum çünkü bu güzelim balık en çok buğulama ya da ızgara yapılmayı hak ediyor bence.Peki nasıl yaptık biraz onu anlatayım.
 
Yapılışı: Balıkçıda temizlettiğimiz çipuralarımızı bir güzel yıkadık ve hem içini hem de dışını fırça yardımıyla yağlayıp ardından tuzladık ve önceden ısıttığımız 180 derecelik fırınımızın sadece üst ızgara ayarını çalıştırarak balıklarımızı fırın telinin üzerine yerleştirdik.Telin altına da içine çok az su koyduğumuz tepsimizi yerleştirdik.Böylece akan yağ ve balık suyu fırınımızı mahvetmemiş oldu.
 
 
 
Balıklarımızın üzeri iyice kızarınca öbür yüzünü çevirip bir de bu yüzünü pişirdik ve sıcak sıcak servisimizi yaptık.Yanına da bir mercimek çorbası, bol yeşillik ve domatesli soğan salatası ayarladım.Sadece son şunu belirtmek isterim balığınız ızgaraya çok az yapışabilir ama önemli bir zayiat olmaz afiyet olsun =)

10 Eylül 2012 Pazartesi

DOMATES KONSERVESİ

Uzun aralar vererek yazdığım tariflerime bu sefer sıcak sıcak bir yayınla devam etmek istedim.Domates mevsimi kapanmadan kirpi ile birlikte konservelerimizi nihayet yaptık ve geriye sizinle paylaşmak kaldı.İşte bizim konserve maceramız...
 
 
Eğer sebze hali yakınınızda ise domateslerinizi halden almanızı tavsiye ederek başlayabilirim sanırım.Pazar fiyatı ile karşılaştırdığımızda neredeyse yarı fiyatına alabilirsiniz domatesleri ve yine halden almayı düşünenlere bir tavsiye kirpi hale gidip domatesleri alıp eve döndüğünde daha sabah ezanı okunmamıştı =) Evet erkenden gidip gönlünüze göre domates seçebilirsiniz...Halde kasa ile satılıyor domatesler ve bizim aldığımız kasa 9-10 kilo civarındaydı.Sonuçta alınan 2 kasa yani 18-20 kilo civarı çanakkale domatesinden 12 kiloya yakın konserve çıkardık.

İşte lafı çok uzatmadan cumartesi günümüzün ürünleri ve domates konservemizin yapılış aşamaları...
 
Öncelikle ihtiyaca göre farklı gramajlarda ayarlanmış konserve kavanozlarımızı bir güzel yıkayıp kuruladık ve masamızın üzerine dizip hazır bir şekilde beklettik.

 
 
Ardından yıkayıp setimizin üzerine yığdığımız domateslerin kabuklarını bir güzel soyduk.Eğer domateslerinizin kabukları zor soyuluyorsa domateslerinizi önce sıcak suyun içinde bekletip daha sonra kolaylıkla soyabilirsiniz bizim bu aşamaya ihtiyacımız kalmadı.
 
Daha sonra kabuklarını soyduğumuz domateslerimizi küp küp doğradık.
 
 
 
Ve kaynatmak üzere tencerelerimize yerleştirdik.İnsanın böyle işler için büyük boy tenceresi olmayınca işte böyle parça parça yapmak zorunda kalıyor =) Olsun en azından domateslerin üç ayrı aşamasını gösterebilirim size bu fotoğraf ile...
 
En önde neredeyse olmuş domatesleri, onun arkasında daha kaynama aşamasının orta aşamalarında köpük üreten domatesleri ve onun yanında da daha yeni tencereye koyulmuş domatesleri görebilirsiniz.
 
Bu arada unutmadan domateslerinizi ocağa koyduğunuzda küçük bir tencereye de yeni alınmış kavanoz kapaklarınızı koyup kaynatmaya başlayabilirsiniz.Evet konservelerinizin tutması için bu aşama önemli hem kapaklar yeni olmalı hem de kaynayan suyun içinde olmalı.
 
Bu aşamadan sonra artık domateslerimizi alma zamanı.Üzgünüm ki size ne kadar kaynatmanız gerektiği konusunda dakika veremem.Çünkü bu tamamen domatesinizin cinsine ve suyuna bağlı.Sadece şunu söyleyebilirim domateslerin çok sulu kalmaması gerekiyor ama suyunu da tamamen çekmemesi gerekiyor...
 
En minik boy cezvemizi kullanarak hala kaynamakta olan domateslerimizden kaynar bir halde alıp kavanozlarımıza kaynar kaynar doldurmaya başladık.Kavanozun ağzına bulaşan domatesi hemen silip diğer tencereden de maşa ile aldığımız kaynar kapağı havlunun da yardımıyla kavanozlarımızın ağzına sıkıca kapattık ve mutfak setimizin üzerine hemen ters çevirdik.Bu aşamada önemli olan tenceremizin altını kesinlikle kapatmıyoruz domates bir yandan kaynamaya devam ediyor.Bir kavanozu doldurup hemen ağzını kapatıp ters çevirip sonra diğer kavanoza geçiyoruz.Yoksa konserveniz tutmaz benden uyarması =)Ters çevrilen kavanozları iki gün yerinden oynatmıyoruz.Eğer domatesler dışarı sızma yapmadıysa konserveniz tutmuş demektir.Artık onları oda sıcaklığında güneş almayan bir yerde muhafaza edebilirsiniz.
 
 
 
Ha kendinize biraz daha iş çıkarmak mı istiyorsunuz.O zaman biraz da biber çıkarıp domateslerimizin bir kısmını menemenlik ayarlayabiliriz.Biz  tatlı biber kullandık bu işlem için.Önce biberlerimizin içini bir güzel temizleyip minik doğradık ve kalan doğranmış domateslerimizi de biberlerle birlikte kaynattık.
 
 
 
İşte sonuç...Yemeklik olarak kullanacağımız domatesler için 500 gr lık kavanozları kullandık.Menemen için ise 1 kg lık kavanozlarımızı tercih ettik.Çünkü bu kavanozları bir kez açtığınızda en fazla ertesi güne kadar tüketmeniz gerekli yoksa bozulurlar.O yüzden tek kullanımlık miktarınıza göre ihtiyaçlarınızı belirleyip kavanoz boylarınızı ayarlayabilirsiniz.
 
Aslında 1 kg lık menemenlik domateslerden 1 tane daha vardı ama burada yok çünkü biz onu hemen pişirip yedik.Bir bakalım değil mi nasıl olmuş =)
 
 
 
 
Not: Bu kadar bilmiş bilmiş anlattığıma bakmayın ben de kirpi de ilk defa yapıyoruz aslında bu konserve işini.En büyük şansımız konserveleri yapmadan önce abla ve anne tavsiyesi alıp bu işin inceliklerinin bilgilerini dinlemek ve eşimle birlikte kafa kafaya vererek öyle işe girişmekti.Sonuçta başardık konservelerimizde akan kaçan yok hepsi tuttu...

29 Ağustos 2012 Çarşamba

DERYA'NIN VİŞNELİ KAKAOLU KEKİ

Proje üzeri limonlu çay ve yanında mis gibi vişneli kakaolu kek keyfi =)
 
 
Bugünkü iş günümüze Derya'nın yaptığı mis gibi kek ile başladık.Daha önce yaptığı portakallı kekten sonra anladımki kendisi mimarlık hayatının henüz çok başlarında olmasına rağmen (bildiğiniz çömez yani =)) kek konusunda çoktan uzmanlaşmış bayıla bayıla yedim ben.İşte kekin tarifi:
 
Malzemeler:
  • 4 yumurta
  • 1,5 su bardağı şeker
  • Yarım su bardağı sıvı yağ
  • 1 su bardağı süt
  • 2 su bardağı un
  • 2 yemek kaşığı kakao
  • 2 yemek kaşığı nescafe
  • 1 paket vanilya
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 su bardağı vişne
Yapılışı: Klasik kek yapılışı =) Yumurta ve şekeri iyice çırpalım.Yağımızı ve sütümüzü ekleyip tekrar çırpalım.Daha sonra vişne dışındaki kalan malzemelerimizi de ekleyip son bir kez daha çırpalım.En son çekirdeklerini çıkardığımız vişneleri ekleyip kaşık yardımıyla karıştıralım ve yağladığımız kalıbımıza karışımımızı dökelim.160-170 derecelik fırında pişirelim...

28 Temmuz 2012 Cumartesi

İFTAR SOFRASI I

İşte ilk iftar soframla karşınızdayım.Ramazan'ın ikinci günü ilk iftar misafirlerimi aldım.Ya misafir dediğime bakmayın aslında annem, babam ve iki kardeşim bizimleydi.Benim dışımda herkes oruç tuttuğu için yine de özenli bir sofra hazırlamaya çalıştım kendimce.



İşte menüm:
  • Mercimek Çorbası
  • İftariyelikler
  • Peynirli Gül Böreği
  • Yoğurtlu Kabak Salatası
  • Zeytinyağlı Barbunya
  • Mısırlı Domates Salatası
  • Fırında Patates eşliğinde Ispanaklı Tavuk Sarma
  • Garnitürlü Pilav
  • Fındıklı Etimek Tatlısı





İftar menümden bugünlük Ispanaklı Tavuk Sarma'nın tarifini vermek istiyorum.Barbunya ve çorbamın tarifini eski tariflerimden bulabilirsiniz.


Malzemeler:
  • 12 adet iyi inceltilmiş tavuk göğsü
  • 3 tane patates 
İç malzemesi:
  • 1 kg ıspanak
  • 1 adet kuru soğan
  • 3-4 yemek kaşığı sıvı yağ
  • Pul biber
  • Tuz
  • Kaşar peyniri
Sos malzemesi:
  • Yarım su bardağından biraz fazla sıvı yağ
  • 3 domates
  • Tepeleme 1 yemek kaşığı salça
  • Kekik
  • Karabiber
  • Pul biber
  • Tuz
Eğer çeşidiniz bolsa kişi başı birer tane tavuk sarma yeterli olacaktır.Benim fırınım küçük boylardan ve içine tam 11 adet sığdırdım.


Yapılışı: Soğanlarımızı ince doğrayarak sıvı yağda kavuralım ve ince doğranmış ıspanaklarımızı ve baharatlarımızı ekleyerek içimizi pişirelim.

Tavuk sarmalarımızın iç yüzüne biraz tuz ve karabiber serpelim.Hazırladığımız ıspanaklı içimizden iki yemek kaşığı ve kaşar peynirinden 1-2 ince dilimi tavuklarımızın bir kenarına yerleştirelim.Daha sonra tavuklarımızı sarıp kürdan ile tutturalım.Dilerseniz üzerine de kaşar dilimi yerleştirebilirsiniz.

Sos malzemelerini karıştıralım ve kızartmalık şeklinde doğranmış patateslerimizi bu sosa bulayıp tavuklarımızın arasına serpiştirelim.Patateslerden arta kalan sosumuzun tamamını tepsimizin içine dökelim ve tavuklarımızı fırınımızda pişirelim.

Not: Aslında tavuk sarma en güzel galeta ununa bulanıp kızartıldığında oluyor.Çünkü göğüs eti zaten kuru bir ettir ve fırında tariflere çok da uygun değildir.Fakat akşama kadar aç kalmış midelere zarar vermemek adına ben fırında pişirmeyi tercih ettim.Güzel miydi güzeldi fakat tavuk sarmanızın hakkını vermek istiyorsanız bence kızartmalısınız.

26 Temmuz 2012 Perşembe

ESKİŞEHİR

Yine uzun bir aradan sonra tekrar merhaba...Bu sefer bir gezi yazımla buradayım, Eskişehir'e gitmek isteyenler için geçtiğimiz haftalarda yaptığımız bu küçük geziden bahsetmek isterim.


Uzunca bir süredir bu küçük şehri merak ediyordum ve görmek için fırsat kolluyordum.En sonunda eşimle bir hafta sonumuzu bu şehre adayarak her tarafını didik didik gezdik.Eskişehir'e gitmek isteyenler için işte paylaşımlarım...

Cumartesi sabahı İstanbul'dan kendi arabamızla yola çıkaraktan sakin bir yolculuk ile 3,5 saatte vardık hedefimize ve şehrin içindeki minik bir yürüyüşten sonra otelimize yerleştik.Otelimiz merkeze yürüme mesafesinde, tren yolunun yakınında (sabahları tin tin tiinn sesleri ile uyanıyorsunuz) , Haller Gençlik Merkezi'nin hemen karşısında yer alan Grand Namlı'ydı.Gideceklere kesinlikle tavsiye ederim temizliği ve konforu süperdi.Fazla vakit kaybetmeden hemen gezmeye koyulduk, işte gezi listem:
  • Tarihi Odunpazarı Evleri
  • Atlıhan Çarşısı
  • Kurşunlu Külliyesi içindeki Lületaşı Müzesi
  • Cam Sanatları Müzesi
  • Haller Gençlik Merkezi
  • Sazova Parkı
  • Şelale Park
  • Kentpark
Eskişehir gezisinin olmazsa olmazı tabiki Odunpazı evlerini gezmek.Odunpazarı bölgesi şehrin en eski yerleşimlerinin olduğu bölge imiş.Yapıların çoğu restore edilmiş ve bir çoğunun alt katları cam sanatları ya da lületaşı işleme ile ilgili atölyelere dönüştürülmüş.Özellikle bu atölyelere girip gezmenizi ve ustaların çalışmalarını izlemenizi tavsiye ederim.













 
Cam işçiliği bu şehirde oldukça gelişmiş.Bizim yolumuz cam atölyelerinden "Aşk-ı Hayal Cam Sanatları Atölyesi" ne düştü ve burada daha yeni evlenmiş olan =) Adnan Bey ile tanışma fırsatı bulduk.Kibarlıktan bey dediğime bakmayın sanki yaşlı bir ustaymış imajı uyanıyor insanda, yaşı oldukça genç bir usta Adnan Usta.Atölyesindeki küçük masasında bir yandan harıl harıl çalışıyor bir yandan da gelen müşteriler ile ilgileniyor.İtalya'dan ithal edilen ham camlara elindeki çubuklar yardımıyla ısı altında hayat veriyor ve oldukça da güzel işler çıkarıyor.İşte Adnan Usta...


Arka fonda meraklı gözlerle ustayı izleyenler de biz =) Ben, tam gözükmese bile kirpi ve kirpinin Eskişehirli bir arkadaşı...



Daha önce cam sanatı ile ünlü İtalya'nın Murano adasından bahsetmiştim.Özellikle takı ürünleri oradakileri aratmıyor.Ama sohbet sırasında usta İtalya'dan her camı ithal edemediklerini ve İtalyanların özel camları kendilerine sakladıklarını, Türkiye'ye gelenlerin ise 3. sınıf bile olabileceğini belirtiyor.Bizde de tam tersidir en iyi mallar yurt dışına gönderilir =) Gerçi zamanında Murano Adası'ndaki cam işçiliği dışarıya yayılmasın diye cam ustalarının adadan çıkışlarının yasak olduğunu düşünürsek şu an yaptıkları çok da garip gelmiyor...

 
Adnan Usta'dan mavi camdan kolye-küpe takımı aldım eğer görebiliyorsanız kumun içinde soğumayı bekliyor.Eğer tam soğumadan alırsanız çatlamasına ya da kırılmasına sebep oluyorsunuz.Kirpiye de benim top küpelerin minik boyutlu ve siyah olanından yapmasını rica ettik ustaya kirpi hemen taktı kulağına.Bu arada eşime neden kirpi dediğimi bu fotoğraftan sonra anlamışsınızdır herhalde, bu saçlarının jöle ile yatırılmış hali =)



Atölyeleri gezmeye devam ediyoruz bu sefer başka bir usta elinde lületaşı onu yontuyor halının üzerinde.Lületaşı buranın en meşhur malzemelerinden.Takılar, süs eşyaları ve özellikle oymalı pipoları her tarafta görebilirsiniz.Usta bizi avluya yönlendiriyor, buradaki evlerin bir kısmı açık avlulu.Usta açık avluyu dayamış döşemiş gelenler oturup burada bir şeyler içebiliyorlar, daha sonra da avludan evin içine girip lületaşından yapılmış çeşitli ürünlerden satın alabiliyorsunuz.Ben lületaşlı bir şey değil ama emeğinden ötürü ev maketinden bir gece lambası alıverdim.





Lületaşı'ndan yapılmış bir çok şeyi bulabileceğiniz diğer bir yerde Atlıhan Çarşısı.Aynı diğer atölyelerdeki ustalar gibi burada da ustalar gayet güleryüzlü ve yardımsever.


Aslında Eskişehir insanı güleryüzlü ve mutlu insanlar gibi geldi bana.Sanırım İstanbul gibi kozmopolit bir şehir olmayışının bunda etkisi vardır diye düşünüyorum.Şahsen şehirde dolaşırken hiç rahatsız edici bir hareket ya da bakış ile karşılaşmadım hem de gayet rahat giyinmeme rağmen.Burada ise her tipten insan var yeri geliyor kot giyindiğimde bile sanki bikiniyle sokak ortasında dolaşıyormuşum gibi garip bakışlara maruz kalabiliyorum.Bu açıdan Eskişehir'in insanını çok sevdim =)
 
 
İşte diğer gezdiğimiz yerlerden kareler...

Haller Gençlik Merkezi; eskiden sebze-meyve hali olan bu bina böyle bir merkeze dönüştürülmüş.İçinde çeşitli dükkanların ve kafelerin olduğu çok sevimli bir bina.





Sazova Parkı; İçinde büyük bir gölet, içini de gezebileceğiniz bir korsan gemisi ve çeşitli kulelerin taklitlerinin birleştirilmesi ile oluşmuş masal şatosu var.





Eskişehir'de deniz yok mu sanmıştınız =) Yapay da olsa Kentpark'ta var..


Bizimkisi yine bulmuş bir meyve ağacı...


Gelinler buraya gelip fotoğraf çektiriyorlar...



Şehrin hemen hemen her noktasında heykel görmeniz mümkün !


Neler Yapalım:
  • Porsuk Çayı'nda gondol ya da bot gezisi
  • Akşamları barlar sokağında ya da Porsuk Çayı'nın kenarındaki kafelerde keyif
  • El sanatları atölyelerini keşif

Aşağıda gondoldaki amcayı iyi seçebiliyor musunuz bilmiyorum ama Venedikli denizciler misali bir havası var =)




Akşamları Porsuk Çayı'nın kenarı oldukça hareketli ve keyifli...



İşte çeşitli atölyeler...




Neler Yiyelim İçelim:
  • Çibörek en başta
  • Meşhur Balaban Köftesi
  • Met Helvası
  • Kalabak Suyu
Eskişehir'in en ünlü lezzeti çibörekmiş.Papağan ve Kırım Çibörek bu konudaki meşhur yerlerden ikisiymiş.Biz Papağan'da yemeyi tercih ettik.Çibörek'in bir porsiyonunda tam tamına 5 börek var.İlk duyduğumda nasıl yani dedim ben 1 tane yiyecektim ama =) Hayır efendim bir tane de yiyemiyorsunuz.En az yarım porsiyon almak zorundasınız ve yarım porsiyonda bile 3 tane börek var şaka gibi.Oraya gelen çocuk büyük hepsi 1 porsiyon söylüyor bana yarım porsiyon bile fazla geldi doğrusu.Neyse sonuç olarak yedik, çibörek ününün hakkını veriyor mu derseniz yorumsuz bırakıyorum.Yalan söylemektense eksik söylemeyi tercih etmişimdir hep =)


Diğer bir meşhur lezzeti balaban kebap idi bu şehrin ve bu kebabın en güzel yeneceği yerlerden birisi de Abdüsselam imiş.Yani kirpi öyle dedi ve oraya gittik.Öyle lüks bir yer beklemeyin bildiğiniz küçük bir esnaf lokantası havasında fakat hem hizmet hem kalite gayet iyi.Köfte pide üzerinde boool tereyağı ve yoğurt ile servis ediliyor.Ne yalan söyleyeyim tereyağı bana göre değil ama et bir şahane yumuşacıktı.Sanırım bu köftenin burada ünlenmesinin en önemli faktörlerinden bir tanesi etlerinin kalitesi.


Balaban Tatarca'da bol çok anlamlarına geliyormuş.Kirpi de çok kelimesinin hakkını vermek istediğinden olsa gerek 1,5 porsiyonu bitiriverdi.

Bir de met helvaları var tabi.Şehrin içinde bir çok yerde karşınıza çıkacaktır zaten.Pişmaniyenin sıkışmış versiyonu dedim ben ilk yediğimde.Eğer Eskişehir'den dönüşte sevdiklerinize yiyecek bir şey getirmek istiyorsanız met helvası ideal bence (Çikolatalı olanları daha güzel bu arada )

Eskişehir mutfağı elbette bu kadar değil ama iki günde bunları tadabildim malum...Aslında buranın Çerkez ve Tatar yemekleri ve başka bir çok lezzeti de ünlüymüş.

Ne Alalım:
  • Cam ürünleri
  • Lületaşı ürünleri
  • Met Helvası






İşte benim iki günlük Eskişehir izlenimlerim bu kadar.Aslında yazacak çok şey var ama ben anlatmaya başladım mı çok uzun sürüyor o yüzden burada noktayı koymalı.Son bir not Eskişehir 'de hem kirpinin hem benim en çok hoşumuza giden şey Odunpazarı'ndaki el sanatları atölyelerini keşfedip güleryüzlü esnafıyla tanışmak oldu.Hımmmm ama kirpinin Balaban Köfte'de olmuş olabilir bilemedim =)

Bu arada böyle çok çok uzun yazıyormuşum gibi geliyor biliyorum ama böyle gözükmesinin sebebi tamamen büyük fontlu yazı tipi kullanmam, okumaya başladıktan sonra bir çırpıda bitiyor bence =) Hadi sağlıcakla kalın, bir sonraki gezime önümüzdeki hafta çıkıyorum bu sefer bir Avrupa ülkesi ile geri döneceğim yazılarıma ve inşallah iftar sofralarımla...